18 Mart Çanakkale Zaferi İle İlgili Yazılar

18 Mart Çanakkale Zaferi ile ilgili yazılar. Toplu halde indirmek için buraya tıklayınız.

—————

Mustafa Kemal Atatürk’ten Bir Savaş Anısı

O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.
“…Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm… Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:
-Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.
-Efendim düşman dediler!
-Nerede?
-İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye…Düşman da bu tepeye gelmiş…Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:
– Düşmandan kaçılmaz, dedim.
– Cephanemiz kalmadı, dediler.
– Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.
Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır…”

————————————

Vatan için ölüme koştular…

ataturkTarihinin en önemli savaşlarından birisini Çanakkale’de yaşayan Türk milleti, yüz binlerce şehit vermesine karşın, bir karış toprağını bile düşmana teslim etmemiştir. Vatan toprağının kutsiyetini bilen ve bu uğurda şehit olmak için ölüme kol kola giden askerlerimiz ile ne kadar övünsek azdır. Çünkü onlar, ölüme koşmaktan bir an bile tereddüt etmediler. Onlar çok özeldiler.

Şehit anaları…

Vatan için, evlatlarını düğüne yollar gibi ölüme yollayan Türk analarının Çanakkale Savaşı’ndaki büyük mücadelesi, dünyada hiçbir millette görülmeyen emsalsiz bir yüceliktir. Evladı ve eşi cephede savaşırken, kendisi cepheye mermi taşıyan eşsiz Türk analarının cesaret ve inanç kuvveti, dünyada hiçbir millette görülmemiştir. Evladını, “Ya şehit ol ya gazi” diyerek cepheye gönderen Türk anaları övgülerin en büyüğüne layıktır.

Türk askerindeki ruh kuvveti…

Türk askerinin Çanakkale’de göstermiş olduğu olağan üstü gayret, tüm dünyada büyük bir övgüye nail olmuştur. Çanakkale’yi düşmana geçilmez kılan Türk askerindeki manevi gücü Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk şöyle tarif etmiştir, “Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

 

——————————

18 mart çanakkale

Bir gaziden Çanakkale Savaşı Anıları:

ALİ DEMİREL – Biga – Gündoğdu Bucağı’ndan.

1301 (1885) doğumluyum. 96 yaşındayım. Köyden bir çıktım 8 senede geldim. Arıburnu Cephesinde 27. Alaydaydım. Sonra Arabistan Cephesine gittim. İngiliz’e 2 yıl da esir kaldım. Arıburnu Cephesi’nde 27. Alay’ ın o meşhur aynalı tüfeklerini ben yapardım. Marangoz dum.

Makinalı tüfekçi yazmışlar beni. Benimle beraber 5 kişi var daha bizim köyden. Çanakkale’ye varınca, piyadeye çevirdiler. Beni verdiler 27. Alaya. Mevzilerimiz Arıburnu’nun üzerlerindeydi. Ben 27. Alay, 2. Tabur, 1. Bölükte bulundum. Alay Kumandanımız Şefik Bey, Tabur Kumandanımız Kör Halis, Bölük Kumandanımız Hasan Efendi, Takım Kumandanımız Kara Mahmut (Mü-lazım-ı evvel) ‘di. Mevzilerde 9 ay durdum. 9 ay çakmak çaldım.

Bizim bölük Kabatepe’deydi. Düşmanın çıktığı sabah, 1 ve 3. Taburlar Maydos (Eceabat)’taydılar. Biz yalnız 2. Tabur vardık Arıburnu’nda. Arkadan l. ve 3. Taburlar da yetiştiler. Gavur bizim üzerimize çıktı. Bütün alayca hücum ettik düşmana. Bizim bölükte bütün subaylar vuruldu. Lapsekili Eyüp Sabri kaldı bölüğün başında… Başçavuş’tu.

Düşman mevzileri bize çok yakındılar. Bomba atarlardı bizim mevzilerimize. Soğan filan da attılar. Sonra bizim mevzilerin önüne teller gerdiler de düşmanın attığı bombalar bir daha mevzilerimize düşmedi. Tellere çarpıp geri düştü.

Düşman kaçarken, tünel kazıp içine dinamit doldurmuş. Patlatınca bizden bir bölük gitti. Hiç kimse kurtulamadı. Toprak minare gibi havaya çıktı.

27. Alay’ın aynalı tüfeklerini ben yaptım. Marangozdum demiştim ya… Sivillikte marangozluk bildiğimden tüfeklere ayna takma işini ben yaptım. Bölükte piyadeydim esasında.

Bir gün düşmandan, düşman mevzilerine yaptığımız bir hücumdan, bir aynalı tüfek ele geçirmiştik. Bizim mevzilerin yanında bir tünel vardı. O tünelin içinde düşmandan ele geçirdiğimiz tüfeğe baka baka bizim tüfeklere de ayna takmıştım. Her mangaya bir tane aynalı tüfek dağıtılmıştı benim yaptıklarımdan. Tüfeğin namlusuna önlü arkalı iki ayna koyardım. Siperden kafanı çıkarmadan aynalara bakıp düşmanı görürdün.

18 Mart’ta düşman zırhlılarının boğazı zorladıkları zaman ben Arıburnu’ndaydım. Boğazdan geçemeyince kâfir, Mortu Limanı’na, Seddülbahir’e zorladı. Oralardan da söktüremeyince, Arıburnu’na çıkardı. Daha sonra Tuzla’ya da çıkardı. Macaristan’dan getirdikleri kısa, ağır obüsler çok işe yaradı. Dik atıyor… Olduğu gibi gemilerin üzerine düşürüyordu o toplar. Biz istihkâmlardan görüyorduk. Gemiye mermi düşünce duman içinde kalıyor ortalık. Gemideki gavurlar kendilerini denize atıyorlardı. Gavur bizim üzerimize çıkınca biz de hücum etmiştik. O hücumda katırların yanına kadar vardık. O sırada yan ateşine tuttu bizi kâfir. Elimdeki tüfeğin kundağı filan paralandı da, bir demiri kaldı elimde. O gün kalçalarımdan yaralandım. Bak şimdi yürüyemiyorum. Paralandı her yanım benim. Şarapnel parçaları denk geldi bana. Yaralanınca, Demetoka Hastanesi’ne yolladılar. Üç ay hastanede yattım. Sonra, çıkınca tekrar eski birliğime, mevzilere döndüm. Hastaneden dönünce, ben hep aynalı tüfek işine baktım. Alay Kumandanı beni mevziye sokmadı da, aynalı tüfek işine ayırdı..

Arıburnu’nda Atatürk’ü gördüm. Öteki kumandanlarla beraber dikilmişlerdi. Alaylar onların önünden geçtiler. Yürüyüş yaptılar. O zaman gördüm. Heybetli adamdı. Önünden geçtik” resmi geçitle. Öyle gördüm.

Harbiye Nazırı Enver Paşa da gelmişti. Onu da gördüm.

Yaralandım dedim ya. Hasta da oldum.

Hava değişimine gönderdiler köye. Üç ay sonra tekrar Çanakkale’ye gittim. Beni bu sefer 24. Fırka’ya verdiler. İstanbul’a gittik. Giydirdiler, kuşattılar, Haydarpaşa’dan bindirdiler trene. Kapattılar kapaklarını trenin… Hadi bakalım Arabistan’a… Gavur-dağlarından sonra tren yok. 70 gün yol gittik… Yürüye yürüye… Teli el Şehir’e geldik. Ben yürüyemiyorum. Zaten bacaklarımdan yara almıştım Çanakkale’de. 44. Seyyar Hastane’ye yatırdılar.

Hastanede 1 ay kalmadık bile. İngilizler hücuma geçtiler. Hastaneye geliyor ateş. 500 kişi bıraktık hastanede çadırlarda. Başladı çadırlar yanmaya. Beni verdiler hayvanların başına. Kaçtık oralardan herkes kaçıyordu.

Bizim alay gitmiş Kudüs tarafına… Biz de Kudüs tarafına gittik. Oralarda bir yerde Sultan Hamid’in bir sarayı varmış. O sarayı hastane yaptık. İngilizler tekrar hücum ettiler. Bozulduk, geri çekildik. Almanlar orada bir nehir üzerine köprü kuruverdiler de o köprüden geçtik geri çekilirken. Şam’a doğru geri geliyoruz. Şam’a kadar geldik. Şam’da 50 bin kişi esir düştük. İngiliz Şam’ı kuşatmış. Bizi öyle esir aldı. Şam’da bir açlık bir açlık… Ekmek yok, aş yok. Ben açıkgözlük yaptım da hastanenin ekmekleri vardı o ekmeklerden doldurdum çuvallara. Öyle idare olduk. Bir Osmanlı altınına bir ekmek sattım orda. Gavur sonra ekmek getirdi. Millet hücum ediveriyor. Ne yaptı bu sefer kâfir geçirdi bizim askeri manga koluna öyle dağıttı… Birine konserve, birine ekmek verdi.

Biner kişilik kafileler halinde 8 gün yol yürüdük, vardık Mısır toprağına… Kanala, İs-mailiye’ye. 12 tel örgü vardı. Üçerbin kişi vardı her tel örgüde. Ben 4. tel örgüdeydim. İki sene esir kaldım İngilizin elinde.

Tel örgülere geldiğimiz ilk günlerden biriydi… Bir İngiliz yüzbaşısı… Biz ayakta dizili bekliyoruz. O İngiliz yüzbaşısı bastonla geziyor, topallıyor. Yanında tercümanı var, tercüman başladı bağırmaya:

-27. Alay’dan kim var burada?

«Öldürecek değiller ya,» dedim. Çıktım ileriye.

Ben varım, dedim.

Bastonlu gavur, topal topal geldi yanıma. Ellerimden, gözlerimden öptü beni. O topal gavur esirlerin başında kumandan filandı herhalde.

Çok rahat ettim o gavurdan… Allah razı olsun. Bana ayrı bir çadır kurduruverdi. «Yanına iki de arkadaş al.» dediler. Bir rahat ettim ama… Sorma…

Arıburnu’nda yaralanmış gavur da. Çok korkmuş gavurlar Arıburnu’ndan… «Türkler bir kişi kalmayasıya öldüreceklerdi İngilizleri» derdi… Tercüman öyle söylerdi. Her ay bana 20 İngiliz Lirası maaş verirdi. Her hafta 80 paket Filli cigaralarından verirdi. «Sat bunları da para yap derdi. Kendi de benim çadırdan çıkmazdı. Hep. yanımda dururdu.

Ben de o topal gavura, Alaman kaputlarından içi kadife kaplı bir sandık yaptım. Hani, bizim buralarda vardır ya çeyiz sandığı gibi öyle bir şey. Bir de İngiliz potinlerini söküp, 2 çift yarım potin yaptım. Elle yap tım… Çivilerini filan hep ellerimle yapmıştım. İki Osmanlı altını hediye etmişti bana. Sandığın üzerine de «Esirler yapmıştır» diye yazdırıp İngiltere’ye götürmüştü. Çok az konuşurdu İngiliz yüzbaşısı. Tel örgülerde 1000 kişi kalıncaya kadar beni bırakmadı.

Sonra gemilerle İstanbul’a geldik. İstanbul’dan köye geldim.

Çok beygir eti yedik. İngilizler bir kere bize koyun eti verdiler. Geri kalan zamanda hep at eti yedik tel örgülerdeyken.

Askere gitmeden evlenmiştim. Gelince baktım, ben askerdeyken, Nuriye ölmüş. Zatiye’yi aldım. Zatiye öleli 13 sene oluyor. 3 çocuğum oldu. Hepsi yaşıyorlar. Oğlum bakıyor bana burada. Madalyam da yok, maaş da.

Kırık çıkıkta üzerime yoktur. Hâlâ yaparım. Gözlerimin ikisi de görmüyordu, birini açtırdım. Şimdilerde açtırdığım da duman yapıyor. Bir torunum İzmir’de subay.

Etiketler: , , ,

  

İlk yorumu siz yapın.

Bir Cevap Yazın


Site içinde arama yapabilirsiniz: