Bilim Akademisi’nden Evrim ve Müfredat Açıklaması

1
723

Bilim Akademisi evrim teorisinin liselerde okutulan biyoloji programından çıkarılmasını eleştirdi. Akademiden, “Bu konuyu müfredattan çıkarmak fizik eğitimini Newton yasalarını anlatmadan aktarmaya ya da bir binayı kolonları olmadan inşa etmeye benzer” yorumu yapıldı. 

Biyolojide evrimin yeri benzersiz

Evrim bilimsel anlamda çok sayıda kanıtla doğrulanmış bir kuram. Ülkemizde antibiyotiklerin reçeteyle satılmasına yol açan antibiyotik direnci evrimin doğrudan ve basit bir kanıtıdır. Bu konuda araştırma yapmak, ilaç geliştirmek evrimi anlamadan ve kullanmadan mümkün değil. Bu alanda bilim insanı ve tıpta çığır açabilecek insan gücünü yetiştirmenin ilk adımı, lise eğitiminde evrimi anlamış bireylerin varlığından geçiyor. Müfredat açısından evrim biyolojideki herhangi bir konu değil. Biyolojide anlatılan her bir konuyu bilimsel olarak kanıtlamak için evrimi bir şekilde kullanmak gerekiyor. Bunu müfredattan çıkarmak fizik eğitimini Newton yasalarını anlatmadan aktarmaya ya da bir binayı kolonları olmadan inşa etmeye benzer. Müfredattan çıkarmak bir yana, bir önceki müfredatta olduğu gibi 12’nci sınıfta okunamayacağı muhtemel son konu olarak değil, ilk başlarda ele alınması şart.

Müfredat incelendiğinde şu özelliklerin çok yaygın ve hakim olduğu çarpıcı biçimde ortaya çıkmaktadır:

1. Konular listeler halinde sıralanmakta, hangilerinin temel, hangilerinin ikincil öneme sahip olduğu açıklanmamaktadır.

2. Filanca bilim insanının, alimin “görüşü” öne çıkarılmaktadır. Esas olan bir fikrin kimin görüşü olduğu değil dünya ile ilgili ne söylendiği ve bu sonuca nasıl ulaşıldığıdır.

3. Kişilere ve metinlere atıf, dünyanın kendisiyle ilgili kanıtların önüne çıkabilmektedir. Doğa bilimleri kadar toplum bilimleri ve tarih için de aklî yaklaşım, gözlem ve deneyime dayanan kanıt aramak esastır. Oysa bu müfredatın hakim söylemi naklî bir yaklaşımdır. Tanımlardan başlayarak vaz edici bir üslup tercih edilmektedir. Oysa temel kavramlar tanımla oluşmazlar, dünyayı gözlemleyerek elde edilen bilgilere dayanırlar. Terimler bu bilgileri ifade edebilmek için tanımlanır.

4. Matematik ve felsefe gibi soyut alanlarda da temel tanımlar konurken a) birbirleriyle tutarlılık b) çıkarımlara olanak ve temel sağlamak, c) çoğu zaman da dünya bilgisi için bir ifade ve çıkarım dili sağlamak gözetilir. Burada da muhakeme esastır. Bu müfredattaki yığma yapı ve söylem muhakemeyi arka plana atmaktadır.

5. Doğa yasaları ve dünya ile ilgili birçok bilgi çocuklara ve gençlere basit, somut ama doğru olarak anlatılabilir. Müfredatta öne çıkan üslup ve dil iki üç katmanlı soyut cümlelerden oluşmakta, böylece konuşulan konudan uzaklaşılmakta, anlatılanın keyfi tanımlara tâbi ve hatta anlaşılamaz olduğu izlenimi doğmaktadır.

6. Bilim konuları öğretilirken tarihe ölçeksiz bir ağırlık verilmektedir. Tarihi boyut öğrenilen bilginin nasıl kanıtlandığı çerçevesinde kalmalıdır. Rönesanstan önce deney ve gözlemlerin yapılması sistematik değildi. İslam uygarlığında 14. yüzyıl öncesinde, akıllıca gözlemlerle ya da alet tasarımı ve uygulamalarıyla önemli buluşlar yapan büyük alimler çıkmıştır. Ancak İbn-i Sina’nın eylemsizlik konusundaki görüşlerini Newton ile birlikte anlatmak yanıltıcıdır.

7. Tarihi bağlamda sistematik deney ve gözlemle elde edilen bilgi ile eski çağlardaki dahiyane sezgi ve buluşlar arasındaki bu karıştırma, kültürlerarası bağlamda da yapılmıştır. Türk- İslam uygarlığının büyük alimleri ele alınırken onların yaşadığı zaman itibariyle söylediklerini bilimsel olarak deney ve gözlemlerle kanıtlamamış oldukları gözardı edilmiştir. Akıl batıya özgü değildir, bütün toplumların çocuklarına aynı şekilde bahşedilmiştir. Batı karşısındaki kültürel kompleks ile 600 yıl öncesinde kalan bir geleneği modern bilimle bir tutarak sunmak yerine bütün insanlığın ortak değeri olan akıl, muhakeme ve yaratıcılığı teşvik etmek gerekir.

 

1 YORUM

Bir yorum bırakın