Şeker Portakalı’na Soruşturma

0
1179

Fakir bir aile çocuğu olan Zeze’nin yaşadığı olayları anlatan “Şeker Portakalı” kitabını öğrencilerine okutan bir öğretmen hakkında, bir velinin şikayeti üzerine soruşturma açıldı. Olayın ilginç yanı, Şeker Portakalı adlı kitabın MEB tarafından 100 Temel Eser arasında bulunuyor olması. Bundan bir haber olan BİMER (Başbakanlık İletişim Merkezi) ve BİMER’in bildirimlerini başbakan talimatıymış gibi algılayan kurumların davranışı sonucu böyle bir trajikomik vaka oluştu.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay Milli Eğitim bünyesinde son dönemde meydana gelen sansür hareketlerini şöyle eleştirdi:

“Türkiye’de 2012 yılında Şeker Portakalı’nı, Fareler ve İnsanlar’ı, Steinbeck’i, Yunus Emre’yi hizaya sokmaya çalışan bir anlayışta bir takım kafaların olması, eğer gerçekse bu olaylar, vahimdir. Bunları hiçbir biçimde kabul etmem mümkün değildir”

 

Sakıncalı Bulunan Satırlar:

“Yarın akşam bizimle kasabaya gelsenize” dedi Whit.

“Ne yapıyorsunuz kasabada?”

“Her zamanki şey işte. Yaşlı Susy’nin evine gideriz biz hep. Çok güzel bir yer orası. Yaşlı Susy çok komik kadındır, boyuna espri yapıp durur. Geçen Cumartesi gecesi verandadan eve girdiğimizde öldürdü bizi gülmekten. Kapıyı açtı ve arkasına dönüp ‘Giyinin kızlar, şerif sizi almaya gelmiş,’ diye bağırdı. Ağzı bozuk bir kadın değildir, hem kibar hem de ko­miktir. Beş kız çalıştırıyor evinde.”

“Kaça patlıyor?”

“İki buçuk veriyorsun sadece. Yirmi beş sente bir duble viski içebilirsin. Susy’nin güzel koltukları var, onlara kurulup (63.sayfa) içkini içebilirsin. Canın kız çekmiyorsa bir koltuğa oturup iç­kini yudumlayabilirsin de, bütün gün takılabilirsin orada Susy sesini çıkarmaz. Müşteri peşinde koşturmaz, kız isteme­yenleri kapının önüne koymaz.”

“Bir gelip görmek lazım,” dedi George.

“Gel tabii. Çok eğlenceli bir yer, hiç durmadan espri patla-hp durur Susy. Geçenlerde ne dedi biliyor musun? ‘Yere bir halı serip, masaya da süslü bir lambayla bir gramofon koyup ev işlettiklerini sananlar var.’ Clara’nın evini söylüyor. ‘Ben siz erkeklerin ne istediğini çok iyi bilirim,’ dedi sonra. Benim kız­larım temizdir ve viskime de su katılmamıştır,’ dedi. ille de süslü lambaya bakıp kazıklanmak istiyorum ben diyorsanız nereye gideceğinizi iyi biliyorsunuz,’ dedikten sonra bir de şunu ekledi: ‘Burada süslü lambaya bakmayı sevdikleri için pantolonlarının önünü kaldırarak yürümek zorunda kalan ço­cuklar görüyorum ben.'”

“Clara da rakip evi işletiyor herhalde, öyle değil mi?” diye sordu George.

“Evet,” dedi Whit. “Biz oraya gitmeyiz hiç. Clara kızlar için üç dolar, bir duble için de otuz beş sent istiyor. Bir de hiç Susy gibi eğlenceli biri de değil. Hem Susy’nin evi temizdir, bir de o rahat koltuklar muhteşemdir. Çoluk çocuğu da sok­maz içeri.”

“Lennie ile para biriktiriyoruz biz,” dedi George. “Gelip bir duble içki içebilirim, ama iki buçuk dolar vermem ben.”

“Erkek dediğin arada bir eğlenmeli,” dedi Whit.

Kapı açıldı, Kennic ile Carlson birlikte içeri girdiler. Lennie dikkat çekmemeye çalışarak yatağına gidip oturdu. Carlson da yatağının altından çantasını çıkardı. Hâlâ duvara dönük yatan yaşlı Candy’ye bakmadı hiç.

Öğretmene Soruşturma açılmasının nedeni olan satırlar:

“bildiğim bütün şarkıları kafamdan geçirirken, bay ariovaldo’dan öğrendiğim son şarkıyı anımsadım; tango, becerebildiğim en güzel işlerden biriydi tango. hafiften söylemeye başladım

çırılçıplak bir kadın isterdim,

çırılçıplak isterdim onu…

gece ayışığında

bir kadın bedeni isterdim”

Zeze!

Evet, baba?

Aceleyle yerimden fırladım. Babam tangoyu çok sevmiş olmalıydı

ve gelip yakınında söylememi istiyordu herhalde.

Ne söylüyorsun?

Baştan başladım

Çırılçıplak bir kadın isterdim…

Bunu sana kim öğretti?

Gözlerinde delirmiş gibi bulanık bir pırıltı vardı. Bay Ariovaldo

öğretti.

Sokakta onunla gezmeni istemediğimi daha önce de söyledim sana.

Şeker Portakalı Kitabının Konusu:

Zeze fakir bir ailenin ince ruhlu , zeki ancak anlaşılamamış, yaramaz bir çocuktur. Erken yaşta kendi kendine okumayı öğrenir, hayatın içine gerçeklerine daha erken atılır. Babası işsizdir. Annesi geç saatlere kadar çalışmaktadır. Okula başlayıncaya kadar geçen zamanda ablası ve küçük kardeşi ile evde yaşadıkları anlatılır. Zeze, diğer öğretmene hemen hemen tüm öğrenciler çiçek getirirken kendi öğretmenine kimsenin çiçek getirmediğini fark eder. Parası olmadığı için bir bahçeden çiçekleri gizlice toplar ve her sabah erkenden öğretmenin masasına bırakır. Ancak bir süre sonra yakalanır. Yaptığının hırsızlık olduğunu söylerler ve onu cezalandırırlar.
İnce ruhunun yanında yaramaz olan Zeze’nin eline eski bir çorap geçer. Tıpkı yılana benzemesi onda muzur bir fikir uyandırır. Bir ucuna ip bağlar, ağacın üstünden geçirir ve saklanıp avını bekler. Annesinin arkadaşını korkutur ve dayakla cezalandırılır.
Bir gün okula gitmek istemez. Bir Kiliseye gider oradaki mumları uçurtmasının ipine süreceğini söyleyerek papazdan alır ve Kilise’nin girişine mumları sürer. Yine annesinin bir arkadaşı Zeze’nin kurbanı olur, kayarak düşer. Zeze yine yakalanır, cezalandırılır.
Zeze Noel’de babasının kendisine bir şey almadığına söylenmesini babasının duyduğunu fark edince çok üzülür, tüm gün babasına sigara alacak parayı biriktirmek için ayakkabı boyacılığı yapar.
Yine okuldan kaçtığı bir gün sokakta müzik parçaları yazılı afişler satan bir adamla tanışır, yanında çalışmaya başlar. Bu sırada öğrendiği parçalardan birini babasını üzgün gördüğü bir gün söylemek ister. Babası Zeze’nin ilk cümlesine bir tokatla karşılık verir. “Devam et” der. Zeze devam eder. İkinci bir tokat daha gelir. Zeze söylediği şarkının sözlerinin anlamını bilmez. Babasının niçin sinirlendiğini de anlamaz. Zeze’nin gözlerinden yaşlar gelmeye başlar, babası çok sinirlenmiştir. Kemerini eline alır, Zeze’yi fena halde döver. Zeze buhran içindedir ve onu kimse anlamamaktadır. Bu nedenler onu bir portakal ağacı fidanı ile dost olmaya iter. Dertlerini bu fidanla paylaşır. Manuel Valenderes ise Zeze’nin dertlerini paylaştığı, orta yaşın üstünde bir dostudur. Belki de Zeze’yi anlayan tek yetişkindir. Zeze ona öylesine bağlanmıştır ki ona kendini evlatlık olarak alıp almayacağını sorar. Bu dostunun arabasıyla tren raylarının arasında parçalanması Zeze’yi karamsarlığa iter.
Hikayenin sonunda babası iş bulmuştur ve Zeze’ye artık hayatlarının düzene gireceğini söyler. Ancak Valanderes ölmüş, Şeker Portakalı fidanı da kesilmiştir. Zeze için artık her şey bitmiştir.
Hikaye “Olup bitenleri çocuklara niçin anlatmalı?” sorusu ile biter. Zeze’ye gerçekler çok erken anlatılmıştır.

ÇOCUKSU ÖĞELER

Zeze’nin hiç kimsenin çiçek getirmediği öğretmeni için bir bahçeden gizlice çiçek toplaması ve erkenden gelip öğretmeninin masasına bırakması.
Babasını üzdüğünü düşündüğü için ayakkabı boyacılığı yaparak babasına en sevdiği sigarayı alacak kadar para biriktirmesi
Ayağının kırık cam parçasıyla kesildiğini , ailesinin kızacağından korktuğu için çektiği acıya rağmen saklaması
Şeker Portakalı ile kurduğu diyolog
Babasını mutlu etmek için ona şarkı söylemesi.

KAHRAMANLAR:

Zeze: Fakir ve kalabalık bir ailenin en küçük oğlu. Oldukça zeki, ince düşünceli ve yaramaz bir çocuk. Kendinin kötü bir çocuk olduğunu düşünmekte ve ailesi tarafından kendine uygulanan şiddeti haklı görmektedir.
Gloria: Zeze’nin ablasıdır ve evde Zeze’yi dövmeyen tek kişidir. Zeze’yi daima korur ve sever.
Edmundo Dayı: Zeze’nin merak ettiği her şeyi sıkılmadan ona anlatan ve Zeze’ye sürekli bir şeyler öğreten yaşlı akrabalarıdır.
Luis: Zeze’nin bakmakla zorunlu olduğu küçük kardeşidir. Zeze her zaman ona iyi olanı öğretmeye çalışmaktadır.
Portekizli Manuel Valendares: Zeze’nin kötü bir şekilde tanıştığı fakat sonra çok iyi dost olduğu zengin bir adamdır.
Minguinho: Zeze’nin evlerinin bahçesinde bulunan ve Zeze’nin hayatına dair her şeyi paylaştığı konuşarak rahatladığı şeker portakalı fidanının adıdır.

Bir yorum bırakın